21 Mart 2011 Pazartesi

Beyaz Yalanlar Kirletti Bu Dünyayı

Beyaz yalanlar sardı koca dünyayı
insanlık dediler adına
barış dediler
demokrasi dediler eli silahlı katiller..
küçücük bebeleri katlettiler
gözü yaşlı analara
çılgınca tecavüz ettiler
umutsuz kalmış babaların gözleri önünde..
Emperyalizm
Tek dişi kalmış canavar..
Nedir senin derdin,
Ne istedin bu masumlardan?
ne istedin?
Orta doğu, yanan dünya
Orta doğu çığlıkların merkezi..
Dökülen kanların tek adresi..
Öldürdüğünüz yetmedimi?
açmı kaldınız?
yoksa susuzmu?
yoksa ham petrolsüzmü kaldınız?
Amerika, ingiltere, fransa..
ve israil..
ve italya...
ve Birleşmiş Milletler
ve Nato..
Beyaz yalanlar sardı bu dünyayı
Emperyalizm sardı
Teknolojik silahlar sardı bu dünyayı!
kanlarımızla beslenen yankiler sardı!
peki ya sonra?
ya sonra ne kaldı patlayan alevlerden geriye?
Kolu kopmuş bacağı yok olan insanlar kaldı..
anasının ölüsüne sarılmış ağlayan küçücük yürekler kaldı geriye.
eyyy emperyalizm!
eyyy kanunlaşmış seri katiller ordusu
yeter artık, yeter..
Düşün artık yakamızdan
düşün artık ülkelerimizden
Çıkın evlerimizden,
ve öldürmeyin artık bizi..
üç beş galon petrol değil bizim bedelimiz!
insanız biz..
insanız..
Irak
Filistin
Afganistan
Yanan dünya,
Çığlık çığlığa yok olan..
ve şimdide Libya..
Yetti artık yetti!
İstemiyoruz sizin adaletsiz düzeninizi!
istemiyoruz sizin adaletsiz adaletinizi!
Gidin artık buralardan
istemiyoruz sizi!

    Uğur Koç

Geçit Yok !

bağdatl'ıyız, bağdat'tayız, bağdat'lıyız
bağdat'ta düşünce bombalar adımız meçhule kalır
adımız meçhul
yanar kavrulur bedenimiz sevdiklerimiz
yanar kavrulur
külümüz kalır geriye rüzgarda savrulur
sözümüz kalır
bir de öfkemiz, birde öfkemiz, birde öfkemiz
<a href="http://www.sarkisozum.gen.tr/sarkici-grup/8004-grup-yorum">Grup Yorum Şarkı Sözleri</a>
öfkeliyiz
kül savrulur, söz kalır, öfke büyür
büyüyor
bağdat'lıyız, bağdat'tayız, dünyanın her yanındayız
bu kan denizinin dalgalarıyla
yankileri boğacağız
bağdat'lıyız, bağdat'tayız, bağdat'tayız, her yandayız

geçit yok, isyan var emperyalizme karşı
katlettiğin yetti artık, yetti artık, yetti
geçit yok, isyan var emperyalizme karşı
söndürdüğün ocaklar yetti artık, yetti, yetti

yetmez artık
bombaların durduramaz bu seli
sorulacak bir hesap var
yetti artık yetti
atılan bombanın bir hesabı olacak
olmalı
yetti artık, yetti
bu hesap vakti geldi

bombalanan topraklarda yakılan hayatların
söyleyecekleri bitmedi daha
bitmeyecek
bombalanan insanlarımız adına da
haykırıyoruz bir kez daha
katil amerika
önce gürleyen sesimiz kovar yankileri
sonra biz
bombalanan topraklarda yakılan halkların
soracakları hesap bitmedi daha
bitmeyecek

geçit yok amerika'ya
buralarda biz varız hey
türküz, kürdüz, arabız biz
sömürü, işgal, istila varsa
ya istiklal ya ölüm diyenler de vardı
varlar, varolacaklar hey
biz varken, geçit yok amerika'ya
buralarda biz varız
halkız biz
sömürü işgal istila varsa
kurtuluş kavgası olacaktır
biz halkız

bağdat yanan çocuk çığlık çığlığa
çığlık dicle'ye, nehir denize
denizler dalgalı mahir'ce meydanlarda
vurun dalgalar made in USA kıyılara
yükselin denizler
meydanları sel alsın
boğulup gitsin bu yankiler coni'siyle toni'siyle

bağdat'lı çocuğun çığlığı meydanlarda
öfke dolu bir haykırış, bir taş, bir ateş
ki hıncımız yanan çocukların acısı kadar büyük

kim yaktı bağdat'lı bebeleri böyle
hangi alçak çıkarlar için yüksek teknolojiyle
yaktılar, yıktılar, bombaladılar biliyoruz
biliyoruz suç kesin
suçlu malum emperyalizm
gereği düşünüldü
"iyi halsiz" katillere adil olmaktır en büyük ceza
bağdat'ta yanan çocukların acısı kadar
acımasız olacağız kovboylara
bağdat'ta yananların ahı kadar
adaletli olacağız.

ÇEK ELLERİNİ ÜZERİMDEN EMPERYALİZM!!!

9 Mart 2011 Çarşamba

Vakit geldi, gürültü yapmanın zamanıdır!

"METRİS'in önünde durdum / Hasretin yerlere vurdum / Ben dağlarda uçan kuştum, uçan kuştum..." Vakit geldi, gürültü yapmanın zamanıdır. Sokaklara alışmak gerekecek, artık belli oldu.
Belli oldu vicdan yok, utanmak yok, şirazesi patlamış bir hınçla geliyorlar üzerimize. Son düşünce kırıntısını yok edinceye, hepimiz boş gözlerle ve dilimiz dışarıda onların emirlerini bekler hale gelinceye kadar...
Önümüze attıkları ekmek için tüm kalbimizle şükredinceye kadar...
Gözlerinin içine bakmaktan korkup boynumuzu bükerek durana kadar...
Onurumuz, gururumuz, haysiyetimiz, omurgamız iyice bükülene kadar.
Üzerimize gelecekler.
Vakit geldi, hazırlanın.
"Yok artık, o kadarını da yapamazlar" dediğiniz şeyleri yapacaklar.
Şakşakçılarını bile "Bu kadarı da fazla" dedirtecek şeyler olacak.
Belli oldu, bundan sonra iyi haber gelmez mahkeme kapılarından.
Vakit geldi. Şahlandılar. Yöneticilerin bile yönetmediği bir zamana girildi.
KÜF GİBİ, PAS GİBİ...
Bir garip organizma ele geçiriyor şimdi ülkeyi. Küf gibi, pas gibi, rutubet gibi, için için...
Dizginleri yöneticilerin elinde olmayan başka türlü bir şey bu. Sinsiler, küf gibi, pas gibi, rutubet gibi sessizler.
Adlı adınca çıkmıyorlar ortaya yüzlerini göstermiyorlar.
Hayalet gibiler, etrafımız çoktan sarılmış. Kadrolarıyla, pusularıyla, yosun tutmuş sabırlarıyla geliyorlar.
Allahın adını pis ağızlarında geveleyerek, gözyaşlarını geviş getirerek geliyorlar.
"BAŞBAKAN BİLE DURDURAMAYACAK ONLARI" Vakit geldi, sıkı durun. En büyük başkan Başbakan bile durduramayacak onları.
Çünkü yıllardır çevrelediler iktidar koltuğunu.
İktidar koltuğu hariç her yeri ele geçirdiler.
Tahta kurtları gibi ağır ağır...
O iktidar koltuklarında oturanlar biliyorlar: Koltukları havada duruyor, onların omuzlarında.
Kıpırdasalar düşerler.
Delikanlılığın, kabadayılığın, bitirimliğin sınırı da buraya kadar işte.
Vakit geldi, neyiniz varsa koyun ortaya. Beklediniz değil mi bunca zaman. Birileri, bir şeyler durdurur bu gidişi diye.
Öyle olmayacak. Anlamıyor musunuz, Ahmet'i alıyorlarsa, Nedim'i götürüyorlarsa, denizin sonuna gelindi. Kara göründü hanımlar beyler, kapkara, en kara, zifiri kara göründü.
Vakit geldi, nefesinizi uzun yola göre ayarlayın. Artık şaşırmayın, dona kalmayın hayretten.
Bundan sonra neler neler olacak. Şaka gibi olacak her şey her seferinde ve her seferinde çok ciddi olacak hepsi.
İnsanı güldürecek kadar saçma sorular soracaklar ve güldüğünüzde suratınıza yiyeceksiniz tokadı.
Tıpkı darbelerin küçük askerlerinin hep yaptığı gibi.
Her faşist her kahkahayı üstüne alınır çünkü.
Vakit geldi, toparlayın ağzınızı, ürkütmeyin faşist vakvakları Vakit geldi. Eski hikâyeleri hatırlayacaksınız.
Babamın 12 Mart darbesinden sonra avukatlık yaptıtğı davalardan biriymiş. Bir öğretmene sormuş gazeteci Fethiye'de: "Hocam turşu yapmak mı zordur, darbe yapmak mı?" Öğretmen cevap vermiş: "Turşu yapmak daha zordur. Çünkü turşu için vasıflı hıyar gerekir. Darbe için birkaç vasıfsız hıyar yeterlidir." Öğretmen böyle bir espri yaptı diye yıllarca hapis cezasıyla yargılanmış. Komik değil mi? Bu komikliklerin hepsi işte bizim de başımıza gelecek, geliyor. İnsanın hiç de gülesi gelmiyor.
Vakit geldi. Rakı bardaklarını kaldırıp içerideki arkadaşlarımız için içeceğiz. Dışarıda olduğumuz her günü suçlulukla yaşayıp, güldüğümüz her seferinde dudağımızı kırıp onları hatırlayacağız.
Telefon numaralarını çevirdiğimizde buz gibi bir kadın sesi "Aradığığnız numaraya şu an..." diyecek.
Artık arkadaşlarımıza ulaşamayacağız.
Çünkü vakit geldi.
Vakit geldi. Artık bağır bağır bağırmanın zamanı. Çünkü hava kurşun gibi ağır. Yeter artık: Ba bağır bağır!

 Ece Temelkuran / Habertürk

BAYKAL VE ILICAK’TAN ÖZÜR DİLERİM

Bundan yıllar önce bir karar verdim:

Tv’lere, gazetelere demeç, röportaj vermeyecek; imza günlerine gitmeyecek, panellere, programlara katılmayacaktım.

İstedim ki; sadece yazdıklarım var olsun, fiziki varlığım gözükmesin.

Popüler kültürün “ünlü” etmek modası dışında kalmayı arzuladım.

Can güvenliğimi sağlamanın, toplum içinde rahat hareket etmenin yolu olarak da tanınmış olmamayı seçtim.

Fakat, umduğum gibi olmadı, siz ne kadar gözükmeseniz de “gizemli adam” damgası vuruluveriyor. Kimine göre ise “karanlık adam!”

Siz insanı yok eden yozluğa direndikçe, birileri sizi hep oyuna davet ediyor, size ısrarla “rol” vermek istiyorlar.

Sonuçta ne kadar istemesem de bu “rolü” dayattılar bana.

1 aydır Türkiye’nin gündemindeyim!

Silivri’de beni en yaralayan, iç dünyamı parçalayan bu çirkin, acımasız tertiptir.

Düşünsel olarak rahatım, dört duvar arasına neden atıldığımı bilecek bilinçte, olgunluktayım. Bununla mücadele ederim.

Bunu yenecek yeterlilikte görürüm kendimi.

Ama…

Kirli bir oyun oynanıyor; hem de çok kirli.

12 Mart- 12 Eylül darbelerinde bile bu kadarı görülmedi.

Darbe dönemlerinde kavga mertçeydi, açıkça söylüyorlardı “muhalif olduğunuz; düşündüğünüz; yazdığınız için sizi hapsediyoruz”…

Ya şimdi…

Şimdi bel altından vuruyorlar sadece. Tertip yapıyorlar.

“Ergenekon örgütü üyesi olma” iddiasıyla cezaevindeyim.

Bunun kavgasını veririm.

Ama medyada Baykal’ın, Ilıcak’ın özel hayatları yazılıp, konuşuluyor ve bunun sebebi olarak gösteriliyorum.

Evet İklim Bayraktar, bana söyledi; önce telefonda, sonra Ankara’da, Doğan- Gürgör Yurdakul çiftiyle akşam yemeği yerken yanımıza geldi; ilk kez orada tanıştık, anlattı yaşadıklarını, hatta bir ara espri dahi yaptık, güldük.

Ne bileyim, belki bizim saflığımız hiç üzerinde durmadık.

Baykal’la yaptığım görüşmelerde dile bile getirmedim. Gerçi ne diyecektim?

Zaten kaset komplosuyla 45 yıllık siyasi hayatının en iğrenç olayını yaşamış bir siyasi lidere ne diyebilirsiniz? Böylesine ağır bir iddiayı nasıl kolayca konuşabilirsiniz? Deniz Baykal’a da yakın dostlarıma da söyledim. Zaten savcı da sadece 15 dakika ifade alıyor! Sahi ne oluyor? Halktv’yi almak üzere girişimde bulunduğum anda böyle bir olayın çıkması da çok enteresan değil mi? Yetmiyor Kemal Kılıçdaroğlu’nun da adı karıştırılıyor. Seçime bu psikolojik savaşla gidiyor Türkiye…

Silivri’de bu nedenle acı çekiyorum. Utanıyorum. Yıllarca itinayla koruduğum gazeteci kimliğim, adım ayaklar altında. Dört duvar arasından kahroluyorum.

Deniz Baykal ile ilgili mesele bitmeden Nazlı Ilıcak’ın özel hayatı gündeme getiriliyor.

Sebep yine ben! İtibarsızlaştırma dört cepheden sürdürülüyor.

20 yıl önce ajandama yazdığım özel notlarım bugün medyaya servis ediliyor. “Bakın Soner Yalçın Nazlı Ilıcak için ne yazmış?”

Bir köşede unuttuğum, genç muhabirlik dönemimden kalan ajandamdaki notlar belaltı savaşına malzeme yapılıyor.

Bu sadece Nazlı Ilıcak’a ayıp değil.

Benim de mahremim çiğneniyor. Tabi bunu şimdi kim umursar?

Vur abalıya! Öyle ya kalemimize kelepçe vurulmuş! Meydan boş!

Nazlı Ilıcak yazıyor; “Soner Yalçın beni hep fişledi!”

Ne diyeyim şimdi buna? Kızmakta haklı; buna yıllar önce bile olsa yazdığım o not sebep oldu. Siz istediğiniz kadar “hangi gazeteci, hangi gazetecinin dedikodusunu yapmaz” deyin. Bunun önemi yok artık.

Odatv’nin Ilıcak’a bir husumeti yoktu, torunu olduğunda fotoğraflı haberini yapıp kutlamadı mı? “Düşüncesine, konuşma üslubuna, tarzına kızabilirsiniz ama Nazlı Ilıcak dersini iyi çalışan bir gazetecidir” diye yazmadı mı?

Bunun da önemi yok artık!

Hiç düşünemedim böylesine pis bir tezgahla karşılaşacağımı. Aklıma gelmedi, 20 yıl önce ajandaya yazdığım notların manşetlere düşeceğini…

İnsan karşısındakini kendi gibi biliyor.

Farklı görüşlerde olabiliriz, hayatı yaşayış biçimlerimiz farklı olabilir, habere bakışımız ayrı olabilir ama bu karşıt mücadele mertçe yapılır. Bel altı vurulmaz. Namussuzluk yapılmaz.

Evleri basıp, binlerce kitap, belge, not defteri arasından bir – iki cümle bulup, bunu itibarsızlaştırma aracı olarak kullanmak hangi hukuka sığar? Bu nasıl insanlık? Evimdeki özel yazılarımdan kime ne? “Menderes’in kasasından kadın külotu çıkmasını" haber yapanlara muhalif olanlar, şimdi aynı tezgahın piyonu rolündedirler. Yazık.

Neyse, kime ne anlatıyorum ki; faşizmdir bunun adı.

Ama yine de şunu yazmalıyım:

Hiç istemediğim halde, elimde olmadan özel hayat dedikodularına sebep oldum. Bu pis tertibe gelmemek için ne yapabilirdim bilmiyorum.

Tek yapabileceğim; Baykal ve Ilıcak’tan özür dilemek.

Biliyorum bu özür mektubu da “bakın yaptıklarını kabul etti” diye haber yapılacaktır, olsun. Bu benim Baykal ve Ilıcak’a insanlık borcumdur.

Biz, gülü gülle tartan bir anlayışla yetiştirildik.

Dört duvarlar, kelepçeler vız gelir bize; ama bir gönül incinmesine dayanamayız. Dostun attığı gül yaralar bizi…

Üzgünüm. Hem de çok…

Ama tertipçiler bilsinler ki hiç pes etmeyeceğim.

Bu kirli oyunu tezgahlayanları, bir gün Silivri Cezaevi’ne sokana kadar mücadele edeceğim.


El mi yaman, bey mi yaman göreceğiz…


Soner Yalçın

Silivri 1 No’lu L Tipi Cezaevi F-2

8 Mart 2011 Salı

"ÜLKEMİZDE BASIN ÖZGÜR, YARGI BAĞIMSIZ DEĞİLDİR."

YARSAV yönetim kurulu "Kamuoyuna..." "Susmayacağız..." başlıklı açıklamasında basın özgürlüğüne ve yargı bağımsızlığına dair çok konuşulacak bir açıklama yaptı.
İşte YARSAV'ın çok tartışılacak o açıklaması:
"İktidar çevrelerinin siyasi aktörleri ve bir kısım medya tarafından YARSAV’ın siyasi bir oyunun içine çekilmeye ve üzerinden siyaset yapılmaya çalışıldığı, referandum sürecinde toplumsal kamplaşmanın aracı olarak kullanılan bazı argümanların yeniden sahneye konduğu, bir soruşturmanın gizliliği açıkça ihlal edilerek ve kaynağı belli olmayan, sahibi meçhul değerlendirmelere dayanılarak, YARSAV’ı sindirmeye, hedef göstermeye çalışan malum koronun faaliyete geçtiği, yargıyı her konuda suçlayanların da ele geçirdikten sonra söylem değiştirip, yapılanları “yargı tasarrufudur” diye tanımladıkları ibretle izlenmektedir.   
Evet! Sabahın şafağı, gecenin yarısı demeden, muhalif olduğunu varsaydığı herkesin üzerine hışımla giden, duruşma salonunda bulunanlar hakkında bile gözlem altına alma ve tutuklama kararı verdiren, susturmak istediği herkesi aynı çuvalın içine atıp, yakmaya çalışan irade aslında bir yargı tasarrufudur ve asla yaklaşan seçimlerle de ilgisi yoktur (!)...
Türkiye’de iktidar çevreleri “basın özgürdür, yargı bağımsızdır, ileri demokrasi vardır” diyorlar! O kadar ki bir kısım özgür basın, yürümekte olan ve yasaya göre gizli olması gereken soruşturmaların her aşamasını yayınlayacak, bir sonraki hamlesini bilebilecek, kimin tutuklanacağına işaret edebilecek kadar özgürdür!..
Şimdi biz doğrusunu ilan ediyoruz ki, aslında kral çıplak:
Ülkemizde basın özgür değildir! Yargı bağımsız değildir! Yapılanlar yargı tasarrufu değildir! Yaşadığımız ortam demokrasi değildir! Bir iktidar büyüğünün buyurduğu gibi “demokrasi de aslında sadece bir araçtır, amaç değildir” Gerçeklerin artık şifrelere ihtiyacı yok. Bu bir anti demokrasidir, basının susturulması, yargının ele geçirilmesidir. Bugün yaşadığımız topyekun bir susturma dönemidir.

   Ancak inanıyoruz ki bir gün bitecekti."



YARSAV YÖNETİM KURULU

NEDİR BU ERGENEKON

Dünyadaki en “gizli”, en “tehlikeli” ve bütün diğer örgütleri kontrol edecek kadar “zeki” olan bir örgütten bahsediyoruz.
Sürekli bıkmadan, usanmadan ve korkmadan darbe planı yapıyorlar!
Bu planların başına da “Darbe Planı” yazıp ortalıkta bırakıyorlar!
Henüz başarabildikleri, yapabildikleri bir darbe planı olmadığı gibi sürekli darbeye maruz kalıyorlar. Çok güçlüler ya…
Örneğin medyayı kontrol edecek bir plan hazırladıklarında bunun adını “basını kontrol etme planı” koyup bilgisayarlarında bulunduruyorlar!
Silahlarını saklarken de bu becerikli özellikleri öne çıkıyor. Bir manavın çatı arasına, üzerinde “KKK’ye aittir” etiketi ile saklıyorlar.
Ya da derneklerin içine saklıyorlar, o da olmasa denizin dibine! Üstelik yanına bir de SAT tabelası koyuyorlar. Çok akıllı oldukları için gömdükleri yerin krokisini çizip masanın üzerine bırakıyorlar.
Her evde bir darbe CD’si ya da krokisi bulunduruyorlar. Askerleri bile patlayıcı maddeyi buzdolabının arkasında saklıyordu. Çok becerikliler yani!
Bu örgütün gazetecileri de kendisi gibi. Davayı sulandırmak istedikleri zaman adını “davayı sulandırma planı” koydukları bir plan hazırlayıp sağa sola mail ile gönderiyorlar.
Türkiye 4 yıldır Ergenekon davasıyla yatıp kalkıyor. Örgüt elemanları sürekli bilgisayarında “belge” bulunduruyorlar.
En gizli sırlarını bile hiç tanımadıkları insanlara anlatıyorlar. Onlar da “kahraman gizli tanık” olarak “adalete” yardım ediyor! Zaten bu davada kimliği bilinmeyen tanıklar, mektuplar, mailler, virüsler havada uçuşuyor.
Bu “tehlikeli” örgütü en iyi tanıyanlar ise “süper zekalı” liberaller tayfası! Çünkü çok çalışkanlar, davayı hep takip ediyorlar!
Bu örgütü MİT duymamış, jandarma rastlamamış, Genelkurmay bilmiyor ama liberaller biliyor. Açın televizyonları, her yerde anlatıyorlar.
Siz bu 4 yıldır bir türlü ortaya çıkarılamayan tehlikeli örgütü iyi tanımak istiyorsanız, çok bilmiş liberalleri okuyup dinleyin!
Yoksa bir gün sizin de başınıza çorap örülebilir.